Ben Kömives’i burjuvazi olarak gördün mü? Sanki istemiyor ama bir şekilde de ayak uyduruyor bu duruma
“Ona ucuz tütün, daha mütevazi kıyafetler, daha basit konut
yeterdi.
Toplumsal hayatın daha alt düzey koşullarıyla idare
edebilirdi” bu cümleden böyle anlıyorum
Köprüden baktığı anlardaki cümleleri ise evet sınıfsal
farklıları sadece zenginlik değil belki ama tarihsel soyluluk, eğitimden gelen
yetkinlikler açısından sınıf ayrımını önemsiyor olabilir de diyorum
Ki yazarın Burjuvanın İtirafları diye de kitabı varmış
“İşte köprünün altında yüzyıllardır akan nehrin solunda,
kıyıda uzanan yeni parlak renklere boyanmış kiralık evlerin ses geçiren ince
duvarları arasında modern çağın sürekli sinirli insanları yaşıyordu”
“Sonra yavaşça yüzünü nehrin sağ kıyısında kalan yakasına
doğru çevirdi.
Bu tarihi yüzü içi memnuniyetle kabararak seyretti.”
Kapıcı ile ilgili yaptığı yorum;
“Kapıcının davranışındaki bu gerekçesiz samimiyeti dışarıdan
gören biri asla hissedemezdi. Bu samimi tavır aslında onun açısından biraz onur
kırıcıydı”
Kömives kuralcı bir adam öyle ki atalarından süregelen
yargıçlığı kendilerine bir geçim kapısı olarak değil bir hayat biçimi olarak
görüyorlar
Yazarın hakkında da kısa bir araştırma yaptığım için ara ara
yazarla Kömives’i hep kafamda eşleştirdim
Dr. Imre Greiner’e gelince saplantılı bir aşık demek yetersiz kalır
Çünkü o çocukluğunda yaşadığı karanlık duyguların
esaretinden kurtulamadı
Şöyle diyor kendi için “mutlu olmaya cüret etmeye
başlamıştım. Çocukluğumun karanlık sisleri dağılıyordu”
Kitap olaylardan daha çok bilinçaltına atılan bastırılmış duygulardan, kişilerin kimsenin kendilerinin dahi olsa ulaşamayacağı karanlık yanlardan bahsediyor
Bazı sayfaları okurken sabrınızı yanınızda bulundurmayı
unutmayın
Dr Imre’nin bir gün ansızın bir şeyi kaybetmişçesine aradığı
hatta ellerine, muayenehanesine bakıp nesne olarak görebileceğini sandığı
eksikliğin aslında karısı ile arasındaki o bağın kaybedildiği anladığı an olması
bence çok etkileyiciydi
Ayrıca bir olaya üzülebilmeniz, içinizi acıtabilmesi için
ille de savaşlarda ölen insanların, ayrılıkların, yoksulluğun ya da çok kötü olayların olması gerekmiyor
Karısının terk ettiği bir adamın çocuklarıyla sadece yılda
bir kez ilgilenmesi ve onlara hediye alabilecek tek günlerinde çocukların sadece
işe yarar bir şeyler almaları
Aldıklarını da asla kullanılmayacak şekilde çekmecelerin en
alt bölümlerine atmaları da insanın için parçalayabilir aynı derecede
Beğendim kitabı yazıldığı yıl da etkiledi, yazarı da,
konusu da karakterleri de
Çeviri de çok iyiydi, hakkını vermek lazım
Şimdi alıntılar;
"İnsan bir şeyleri bilirdi ve bu bilincindeki şey onun düşüncelerinde, duygularında,
rüyalarında kökler salardı. Sürekli o düşünce olurdu insanın kafasında, hayır hayır,
düşünce olarak değil, düşünmezdi belki, ama tüm benliğinde o olurdu.
Sonra bir gün ansızın o şey insanın bilincinde adını koyduğu bir şeye dönüşüverirdi"
"Herhalde sahip olduğu yumuşak mizacı, hayatta bir şeylerin henüz tamamlanmamış olduğu
duygusunu "görünmeyeni" ve kolayca "hissedilmeyeni" algılayabilme yetisini de annesinden almıştı"
“Gündüz bina ettiğin, gece yıkılır”
“Toplumsal hayatın daha alt düzey koşullarıyla idare
edebilirdi”
“Kapıcının davranışındaki bu gerekçesiz samimiyeti dışarıdan
gören biri asla hissedemezdi. Bu samimi tavır aslında onun açısından biraz onur
kırıcıydı.
Aslen köylü olan yaşlı adam, bu davranışıyla aynı karmaşık
camianın üyeleri olduklarını yargıca hissetiriyor ve bununla gurur duyuyordu…”
“Evet, bilinç önemliydi. Şu aralar herkes “sinirli”ydi.
Kömives biraz da ahlâksızlık gibi gördüğü bu sinirli olma halini anlayamıyordu.
Bunu çağın, olur olmaz başvurulan bir gerekçesi olarak
görüyordu.”
Karmaşık ve önemli bir sorumluluk duygusunu sırtından
kolayca atmak isteyen insanların başvurduğu bir mazeretten başka bir şey
değildi”
“Kiralık evlerin ses geçiren ince duvarları arasında modern
çağın sürekli sinirli insanları yaşıyordu”
“Kuşku yaratan, huzursuzluk yayan, bir şeyleri açıklayan ya
da acımasızca telkin eden kitaplar”
“Ama bir taraftan da kitapların kendi ruhunun sükûnetini
bozmasından da endişe ederdi”
“Bu taştan çölde para peşinde koşan, huzursuz insanlarla,
kuşkularla doluydu”
“Yeni bir şey inşa edeceğini haykıran bir kuşak, var olan
şeyleri insafsızca yıkıyordu”
“Özel hayatının ilginç takvimi”
Sayfa 30 babasının ölümü
“Aileyi bir arada tutan ruhsal bütünlük çökmemişti”
“Modern eğitim uzmanlarına göre, ana babaların çocuklarını
azarlaması, bir şeyi yasaklaması yasaktı
Komives, bu yeni moda eğitim ilkelerine pek itibar etmezdi
O, ailenin bir bütün olarak nasıl bir ortam yarattığının önemli
olduğu kanaatine varmıştı
Yani aile üyeleri anne baba, çocuklar arasında, onları
birbirine doğru iten bir çekim mevcut muydu?
Eğer böyle bir çekim varsa gerisi önemli değildi
Aile her şeye rağmen bir arada bulunabilir, çocuklar şefkat
yokluğunda titremezler ve arada sırada yüzlerinde patlayan bir iki tokat
yüzünden ruhsal bunalıma girmezlerdi
Sonuçta bu aile içinde olup biten doğum ölüm gibi evde reçel
hazırlamak veya yaz temizliği yapmak gibi aile hayatının bir parçasıydı”
Sayfa 31 ben haklıyım öyle değil mi?
“Onun açısından “tevazu göstermek” ve “feragat etmek” gibi
özellikler en eski ve en güçlü anlamlarıyla hâlâ geçerliydi”
“Dindarlığı teklifsizdi, samimiydi ve açıktı
Bitkilerin ve hayvanların hayata olan bağlığı gibi tarife
gerek duymayan ve kendiliğinden anlaşılabilir bir şeydi”
“Asla kimseden çevresindekileri küçümseyecek bir hırsla inanç
sahibi olmasını talep etmezdi”
“Ama kendi ailesiyle özlediği gerçek aile arasında ne fark
olduğunu bir türlü bilemezdi”
“İnsanların beyinleri bu ortamı görmemelerini sağlayan bir
toz bulutunun ardındaydı
Bu çılgınlığın tüccarları, çılgınlığı daha da tırmandıran
değerleri ulu orta pazarlıyordu”
“Burada bütün mesele Hansel ve Gretel’in artık birlikte
yaşayamamasıydı”
“Aslında suç her iki tarafın da hesabında eşit ölçüde
yazılırdı. Bazen de iki tarafın da suçsuz olduğunu görürdü.
Bu durumlarda da sorumlu olarak geri planda bir başka kişi
ya da taraf şekillenirdi.”
“Tanrı’nın kuralları mükemmeldi, mükemmel olmayan bu
kuralları uygulamakta bir türlü beceri gösteremeyen ademoğluydu!”
“yaşanan krizin doğal bir uzantısı”
“toplumun dokusunda yaşanan bir bozulmanın sanki birebir
yansımasıydı”
“berrak ve sakin bir uyum oluşturuyordu”
“penceresi açık kalan bir evden dışarı süzülen harika bir
melodi gibiydi”
“ışıltılı gülümsemesi de, bir müzik parçasında notaların
başına yazılan ve parçanın ana temasını hissettiren anahtar gibiydi”
“o yıllarda pek çok insan gibi, onu da küstüren aslında
zamanın ta kendisiydi
Ama Kristöf’un babası kendi yaşadığı kırgınlıklara dayanamayıp
yıkılırken, general tam tersine, bu küskünlüğü inatla ve hayata tutunarak
göğüslüyordu”
“Hertha çok karmaşık görünen insani duygular üzerine bile
sakin ve gülümseyerek konuşmanın ustasıydı
Asla kabalaşmadan, ama her şeyi artık nasılsa öyle konuşmayı
çok iyi becerirdi
Adı konmadan etrafında dönülüp durulan, üzerinde açıkça
konuşmamak için sanki gizli mutabakatların olduğu şeylerin tanımlanması da
Hertha’ya düşerdi”
“Onunki hem dobra hem de gaddar bir zekaydı”
“Ruhen akraba bir insandı”
“romansal tanımlamalar”
“tahammül edilmesi gereken bir kadın”
“bu gülümseme sadece evliliğin tarafları arasındaki daha
bilinçli kişinin diğerine karşı duyduğu üstünlük belirtisiydi”
“ruhları birbirine doğru var gücüyle açılmıştı”
“Hertha’ya özgü düşünsel cesaret ve bağımsız fikir oluşturma
yeteneği Kristof’u büyülüyordu”
“Hayatın harcını aynı maddeleri başka oranlarda karıştırarak
kuruyordu”
“gök gürültüsünü andıran sesle konuşuyordu”
“anlaşılan, hayatta her şey, insanın önceden telaşlanmasına
gerek kalmayacak bir şekilde, basitçe gerçekleşiyordu”
“sonra da tanıdık insanların çekeniten akıntısına kendini
bırakıp çevreye gülümserdi”
“her şey “ruhun” ne kadar direngen olabildiğine bağlıydı”
“günü unutmak, dinlenmek, içinin en ücra köşelerine kadar
dinlenmek, her şeyi silmek bir saatlerde onun en büyük dileği olurdu”
“sen samimi olmayı korkak olmanın bir başka biçimi olarak
algılıyorsundur büyük bir ihtimalle”
“yargıç bu sözleri bir hakaret gibi algılamadığını
şaşkınlıkla kavradı. Bedeni ve ruhu sanki garip bir duygusuzluğa bürünüyordu
İğne batıp çıkarabilirlerdi”
“yüze yansıyan çatışma”
“o an, orada yaşanılan ana uygun bir şeyler söylemek
gerekiyordu
Amacı olmayan, derin manalar içermeyen, bir su damlacığı
gibi güneşte kendi başına da parıldayan, sonra da yere düşünce dağılıveren birkaç
kelime”
“hava gibi, gölge gibi, gece karanlığı gibi peşinde
dolanırdım”
“insan bir süre sonra gayret etmekten yoruluyor ve varolanı
kabul etmeye başlıyor”
“çünkü o hep her şeyi anlayama çalışırdı”
“insan ruhunun, yabancının yaklaşmaması gereken köşe
bucağını çok çabuk hissederdi”
“mutlu olmayı cüret etmeye başlamıştım. Çocukluğumun
karanlık sisleri dağılıyordu”
“Amacına ulaşabilmek için ihtiyacım olan herkesi, kısa
sürede arkadaşım haline getirebiliyordum”
“duyuötesi hisler”
“hepimiz yoksuluz sonuçta” dedi Yargıç kısık bir sesle
“Ama bu başka bir şey
Başka türlü bir yoksulluk
Burada söz konusu olan bir mülke sahip olmak değil. Burada
hukuk, sorumluluk ve insani bir vicdan sorunundan bahsediyorum ben”
“çevresinde tutuşturduğum bin derece ateşte niteliği
farklılaşacak mıydı? Doğal sevgiden taşan
şefkate onunla birlikte olmanın yarattığı neşeye dayalı bir
yakınlık da değildi.
Benim onun çevresindeki hayranlığım içerik olarak asık
suratlıydı. Gergindi…
Neredeyse mekanikti…
Sanki bir spor yarışmasındaki gerginlik de vardı tavrımda…”
“Şu çağa ait yüzlerde rahat bir yumuşaklık yok”
“takvime bağlı olmadan, tesadüfen ona verebileceğim zaman
bulsam”
“düşüncelerimin ona ulaştığı andan itibaren güvende olduğunu
bilirdim”
“ruhunun tüm titreşimlerini okumak”
“anlamlar ve hisler evreninde bir yıldızın ışığı söndü”
“İki insanın arasında bir şeylerin kırılıverdiği o anın
fotoğrafını kim çekebilir”
“duygu yitimi”
“insan ruhunu ve bedenini bir bütün halinde tutabilir diye
düşünüyordum” sayfa 139
“insan ne zaman neyle ilgili olarak utanç duyacağını
bilemiyor”
“çünkü bu anlarda tek bir söz bile içinden ne akacağını
bilemediğin kapıları açabilirdi”
“ruhsal güç biriktirmişti. Bu bilinci kabul etmesini mümkün kılan silahları olmalıydı.
bir insanın kendi kendisiyle yüzleşmesiydi bu"
“benim için yerle gök birbirinden ayrıldı”
“sanki her kelimeyi tek tek bir yerlerden koparması
gerekiyordu”
"Savaş, cephelerde olup bitecek savaş eylemlerinden çok daha önce başlıyordu.
İnsanların ruhunda doğallaşmasıyla boy veriyordu. Savaş meydanlarında patlayan bomba,
evleri yakıp kül eden topçu ateşi olmadan çok önce "savaş" insanların ruhunda yer buluyor
ve doğal karşılanıyordu"

.jpeg)

Yorumlar
Yorum Gönder