Ana içeriğe atla


KOŞ Naneli KOŞ

Sanırım 12-13 yaşlarında idim, çalışmaya başladım. Evet buralara kolay gelmedim. Te Allah'ım neredeysem artık.

Kariyerime, konfeksiyon atölyelerinde önce ayakçılık , manşet çevirme (manşet: kazakların bilek kısmına verilen isim), paketleme yaparak başladım.

Okul bittikten sonra işe giderdim, hergün. 15 tatiller ve yaz tatilleri dahil.

Ellerim hızlıydı. Kariyer basamaklarını hızla tırmanıyor ve makine başına oturmaya hak kazanıyordum. Bebek pijamalarına ilik açma makinesini ve düğme makinelerini kullanmayı öğrendim.

Bir ara şeker sektörüne de atılmıştım. Ah bu girişimci ruhum.

Bildiğimiz akide şekerlerinin ne şartlarda paketlendiğini görseniz ... neyse akide ile aranıza girmeyeyim.

Şekerleri poşete doldurduktan sonra piknik tüpünde poşetin ağzını kapatıyorsunuz. Bunu, poşeti belli bir sıcaklığa dayanacak şekilde hafiften yakarak, hemen sonrasında ise parmakcıklarınızla hızlı bir söndürme ve bastırma olayı ile yapıyorsunuz. Poşetin ağzı kapanmış oluyor.

Bu işe çok devam edemedim. İstifa ettim. Parmaklarımı daha çok seviyordum.

Lisenin yarısına kadardı sanırım konfeksiyon atölyelerinde çalışmaya devam ettim. İstikrarlıyımdır.

Lise bitti, biricik ve Abim ve Ablam üniversiteye hazırlanmak için gittiğim dershane paramı ödüyorlardı.
Bende onlara yardım edebilmek için güvenlik sektörüne kapak attım.

Bir kültür merkezinde güvenlik görevlisi olarak işe başladım. İlk ve son vardiyalı işimdi.

Kapıda duruyor , gelenin geçenin çantalarına bakıyordum. Ben ne kirli çamaşırlar gördüm.

Kültür merkezinde çalışmanın en güzel yanı, gösterileri ücretsiz olarak merdiven basamağından ya da kuytu köşe herhangi bir yerden izleyebiliyor olmanızdır.

Her Cuma senfoni orkestrasının provaları olurdu. Allah'ım ne güzel çalıyorlardı.

Hem iş, hem dershane derken çok faydalı bir üniversite hazırlık sürecim olamadı maalesef.

Zar zor bir üniversiteye gittik. Yaşadığım mahallenin okuyan kız çocuk oranını düşününce, bu bir başarı bile sayılabilir aslında.

Okul bitti, iş hayatıma kaldığım yerden değil de kalem tutulacak ,saygı duyulacak bir yerden başlayalım dedik.

Bilgisayar sektöründe havalı ismiyle IT (Information Technology) işe başladım. Yıllar 2002 sonu falan.

Tabii herkesin bir kaderi vardır. Annem, "Ön tekerlek nasıl giderse, arka tekerlek de öyle gelir der. "

Benim kaderimde hep, en aşağılardan başlamak vardı.

Bilgisayar firmasında yemek yapıyor, tuvaletleri yıkıyor , veled diyebileceğim çocukların emirlerine maruz kalıyor bir taraftan da yazdıkları yazılımın satış/pazarlamasını yapıyordum.

Sanırım inavosyon benim göbek adım.

Oradan başka bir bilgisayar firması, oradan Çelik Sektörü Satınalma Sorumlusu derken.. evlendim ve taşındım.

Hayatımda çalışmadığım dönemleri düşününce üniversiteye giderken ki dönem ,bir de evlendiğim ilk zamanlar aklıma geliyor sadece. Sanki milattan beridir çalışıyorum.

Evlendikten sonra da en yorucu birimler geldi, dibimde bitti.

Alnımda ya da yüzümde ne bileyim belki de sırtımda, benim göremediğim, ama iş yeri sahiplerinin ve şirket müdürlerinin gördüğü "ucuza ve çok çalışıyor" yazıyor olmalı.

Üretim/Planlama , Sevkiyat /Lojistik Planlama ve son olarak gene Satınalma Birimi.

Başkalarının ceplerini kara geçirmek, zarara uğratmamak ve karışık işlerini yoluna sokmak konusunda ustayım. Başkalarının ama kendimin değil.

İnsanları mutlu ve memnun etmenin sonu gelmiyor. Dipsiz kuyu.

Forrest Gump filminde , Forrest; düşük IQ lu bir çocuktur.

Daha çocukken bile yaptığı dansı ile Elvis Presley'e ilham oluyor ve büyüdükçe bir sürü başka insana daha ilham oluyor. Ama onun umrunda bile değil.

Jenny, onu gene bir gün terk ettikten sonra, koşmaya başlıyor. İçinden koşmak geliyor ve 3 yıl, 2 ay, 14 gün ve 16 saat koşuyor.

Sonra "Yoruldum" deyip duruyor. Koşmayı o anda bırakıyor. Onu takip eden onlarca insan da şaşkın şaşkın bakıyor.

Şöhret olmak, para kazanmak, mevki ve makam sahibi olmak, birilerini memnun etmek için değil içinden geldiği için , içinden geldiği gibi davranıyor.

Akıl, mantık, çok çalışmak, yüksek yerlerden torpil bulmak evet hepsi önemli şeyler kabul ediyorum.

Ama ben ne istiyorum?  Bana verilen bu hayatı ne ile, kimin için harcıyorum?

Bunca iş tecrübemden sonra, bu yaşımda bunun farkına varmak geç oldu ama pişman değilim.

Her olaydan bir şeyler öğrendim.

Bilgi ve Zaman en değerli sermayem biliyorum.

Umarım ve inşallah Allah'ım ömür verdiği müddetçe, bundan sonrasını hayırla değerlendirebilirim.





Not: Başlık fotoğrafı internetten alıntıdır.












Yorumlar

  1. Her şey gönlünce olsun güzel bir yazı
    İncinin annesi tuğba

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kömives yoksa Marai'mi?

Ben Kömives’i burjuvazi olarak gördün mü? Sanki istemiyor ama bir şekilde de ayak uyduruyor bu duruma “Ona ucuz tütün, daha mütevazi kıyafetler, daha basit konut yeterdi. Toplumsal hayatın daha alt düzey koşullarıyla idare edebilirdi”   bu cümleden böyle anlıyorum Köprüden baktığı anlardaki cümleleri ise evet sınıfsal farklıları sadece zenginlik değil belki ama tarihsel soyluluk, eğitimden gelen yetkinlikler açısından sınıf ayrımını önemsiyor olabilir de diyorum Ki yazarın Burjuvanın İtirafları diye de kitabı varmış “İşte köprünün altında yüzyıllardır akan nehrin solunda, kıyıda uzanan yeni parlak renklere boyanmış kiralık evlerin ses geçiren ince duvarları arasında modern çağın sürekli sinirli insanları yaşıyordu” “Sonra yavaşça yüzünü nehrin sağ kıyısında kalan yakasına doğru çevirdi. Bu tarihi yüzü içi memnuniyetle kabararak seyretti.” Kapıcı ile ilgili yaptığı yorum; “Kapıcının davranışındaki bu gerekçesiz samimiyeti dışarıdan gören biri asla hissedemezdi. Bu ...

Okunması çok kolay olmasa da sabrı hak edecek güzel bir kitap

  Yüzüncü sayfaya kadar hızlı ilerleyemedim felsefi açıdan kullanılan terimler kavramlar zorlayıcı oldu.  Bazen çeviri eksikliği mi şimdi burada ne demek istedi diye aynı cümleleri bir kaç defa okudum Ozu yeni girdi hikayeye bakalım neler olacak? diye 10 Haziran'da not almışım Kitabı bugün bitirebildim. (29 Haziran) Üzüldüm, kitabın sonunun kendi içimde biraz demlenmesine izin vermem gerekiyordu  Fakat sonra yazmak için fırsat bulamayacağımı düşünüp yazmaya oturdum Kendi cümlelerimle anlatacak bir ruh dinginliğim ve kelime bulmada kolaylık yaşayacak bir berraklığım olmadığı için şu an çok yorumum olamayacak Fakat gene de şunları yazayım; Renee'nin, kendi zevk ve tutkularıyla hayatı daha kolay yaşanılır kılmanın güzelliğini  göstermesi bir yana, o aslında oldukça yalnız "sevmek" ve "sayılmak" kısmını kardeşinin ölümüyle toprağa gömmüş  durumuna üzülünecek, fark edilmeyen entel yoksul bir kadın Paloma var bir de ve onun derin düşünceleri  Ozu ise gerçek olama...

Bu Yaşa Erdirdin Beni

  Tarih 16 Aralık olduğunda yeni yaşıma gireceğim  İsmet Özel’in Münacaat şiirinin giriş kısmı geliyor aklıma Annem duyarsa yanlış anlar üzülür diyorum bir zamanlığına vazgeçiyorum  Yağmur yağıyor, kitabımı aldım dedim ki daha kaç yıl okuyabilirim ki? İnsan ömrünün tüm istediği kitapları okuyamayacak kadar kısa olması ne acı Ahirette amel defterimiz dışında kitaplar olacak mıdır acaba? Yaş ilerledikçe aslında Veronika’nın ölmek istemediği gibi ölmek istemiyorum  Daha diyorum Filistin özgür olmadı alma canımızı Allah’ım  Yatmadan evvel çocuklara baktım Uyuyorlardı  Bakıyorum ve diyorum ki bunlar benim mi Allah’ım? Senin emanetlerin ne güzel, pek tatlı çok sevimliler  Aklıma çocuğunu kaybedenler geliyor kahroluyorum kahroluyorum  Dişlerimi fırçalarken ayna da yüzüme bakıyorum  Artık şu yüz yogasını bilmem kaçıncı kez  mutlaka yapmalıyıma niyetlenip gene  yapmıyorum Menapoza girmeye de hazır değilim ben daha gencim diyorum  Ben ha...